SİTEMİZ İLE İSİM BENZERLİĞİ OLAN MESAJLAR ALIRSANIZ LÜTFEN İTİBAR ETMEYİNİZ, BİZİMLE ALAKASI YOKTUR. DOLANDIRICI SİTE OLDUĞU KESİNDİR LÜTFEN ŞİKAYET EDİNİZ. BİZ BİR FORUM SİTESİYİZ HİÇBİR ALAKAMIZ OLMADIĞINI BİLDİRİRİZ. WHATSAPP HATTIMIZA GELEN UYARILARA İSTİNADEN BU BİLDİRİMİ YAYINLAMAK ZORUNDA KALDIK.

Dinde muâmelât ne demek ?

Emre

New member
Dinde Muâmelât Ne Demek? Bir Pazar Yerinde Başlayan Hikâyeden İslâm Hukukunun İnsan İlişkilerine Uzanan Yolculuğu

Geçenlerde eski bir çarşıda yürürken, yıllardır zihnimde duran ama bir türlü tam anlamıyla cevaplayamadığım bir soruyu yeniden düşündüm: “Din sadece insanın Allah’la ilişkisini mi düzenler, yoksa insanın insanla nasıl geçineceğine de bir ölçü getirir mi?”

Aslında bu sorunun cevabını ararken “muâmelât” kelimesinin karşıma çıkacağını biliyordum ama kelimenin kapsamının bu kadar geniş olduğunu bilmiyordum.

Bir dükkânın önünde iki esnafın tartışmasına şahit oldum. Biri diğerine borç vermiş, fakat ödeme zamanı konusunda aralarında açık bir anlaşma yapılmamıştı. Borç alan, “Ben sözümü tutacağım.” diyordu. Borç veren ise “Söz yetmez, hakkımı ne zaman alacağımı bilmek istiyorum.” diye karşılık veriyordu.

Tam o sırada yan taraftaki dükkândan yaşlı bir kadın çıktı.

İkisine de baktı ve şöyle dedi:

“İkiniz de haklı olduğunuzu düşünüyorsunuz. Ama mesele kimin haklı olduğu değil. Mesele, hakkın nasıl korunacağı.”

İşte o cümle, benim için muâmelât kavramının kapısını açtı.

Muâmelât Kelimesi Aslında Ne Anlatıyor?

Muâmelât, Arapça “muâmele” kelimesinin çoğuludur. “Muâmele” ise karşılıklı işlem, ilişki veya davranış anlamlarına gelir. Fıkıh literatüründe ise kavram, insanın diğer insanlarla ve toplumla ilişkilerini düzenleyen hükümler için kullanılır.

TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre muâmelât, geniş anlamıyla ibadetler dışında kalan fıkhî alanı; dar anlamıyla ise özellikle mal varlığı ve hukukî ilişkilerle ilgili hükümleri ifade eder. Borçlar, alışveriş, ticaret, mülkiyet ve çeşitli hukukî işlemler bu alanın önemli başlıkları arasındadır. TDV İslâm Ansiklopedisi+1

Burada önemli bir ayrıntı var.

Muâmelât sadece “alışveriş yapmak caiz midir?” sorusundan ibaret değildir.

Asıl mesele şudur:

İnsanlar birbirlerinin hakkına nasıl riayet edecek?

Çünkü insan yalnız yaşayan bir varlık değildir. Para kazanır, borç alır, borç verir, evlenir, ortaklık kurar, miras bırakır, alışveriş yapar, komşuluk eder, sözleşme yapar ve bazen anlaşmazlığa düşer.

Dolayısıyla dinin toplumsal boyutunda “insanın diğer insanlarla kurduğu ilişki” merkezi bir önem kazanır.

Hikâyenin Asıl Kahramanları: Yusuf ve Meryem

Çarşıdaki hikâyeyi biraz daha ileri götürelim.

O gün orada bulunan iki gençten biri Yusuf, diğeri Meryem'di.

Yusuf küçük bir işletmede çalışan, rakamları ve planları seven biriydi. Bir sorun çıktığında önce masaya kâğıt koyar, kalemini eline alır ve “Önce meseleyi parçalara ayıralım.” derdi.

Meryem ise insan ilişkilerinde güçlüydü. Bir tartışmada kimin ne söylediğinden önce neden öyle söylediğini anlamaya çalışırdı.

Fakat ikisini birbirinden ayıran şey yalnızca karakterleri değildi.

Yusuf, sorunları çözmek için sistem kurmanın gerekli olduğunu düşünüyordu.

Meryem ise sistemin ancak insanların birbirini anlayabilmesiyle yaşayabileceğine inanıyordu.

Bir gün birlikte küçük bir dükkân açmaya karar verdiler.

Yusuf hemen hesap yaptı:

“Başlangıç sermayesi şu kadar. Kira şu kadar. Mal alımı şu kadar. Kâr oranını da baştan belirleyelim.”

Meryem başını salladı.

“Bunların hepsi gerekli. Ama bir şeyi daha konuşmalıyız.”

“Neyi?”

“Birimiz zor durumda kalırsa ne olacak?”

Yusuf sustu.

Meryem devam etti:

“Mesela sen hastalanırsan? Ben birkaç ay dükkâna daha fazla zaman ayırmak zorunda kalırsam? Ya satışlar düşerse? Kâr dağıtımında anlaşamazsak?”

Yusuf gülümsedi.

“Bunların hepsini sözleşmeye yazabiliriz.”

Meryem de gülümsedi.

“İşte ben de tam olarak onu söylüyorum. İnsan ilişkilerini korumak için bazen açık kurallara ihtiyaç var.”

Bu küçük konuşma aslında muâmelâtın önemli bir boyutunu gösteriyordu.

Adalet yalnızca iyi niyetle sağlanmaz; hakların ve sorumlulukların açıkça belirlenmesi de gerekir.

Kur'an'daki Borç Meselesi Neden Bu Kadar Dikkat Çekicidir?

Yusuf'un sözleşme hazırlama fikri, İslâm hukukundaki borç ilişkilerini düşündürüyor.

Kur'an'ın en uzun âyeti olan Bakara sûresi 282. âyet, borç ilişkilerinin yazıya geçirilmesi, şahitlik gibi konular üzerinde ayrıntılı biçimde durur.

Buradaki temel fikir son derece dikkat çekicidir:

İnsanların birbirine güvenmesi değerlidir; fakat hakların korunması için düzen ve açıklık da gereklidir.

Yani “Biz birbirimize güveniyoruz, sözleşmeye ne gerek var?” yaklaşımı her zaman ideal görülmez.

Çünkü insan hafızası yanılabilir.

Şartlar değişebilir.

Taraflardan biri yaşadıklarını farklı hatırlayabilir.

İyi niyet bile zaman zaman yanlış anlaşılabilir.

İşte muâmelâtın önemli taraflarından biri burada ortaya çıkar: İyi niyeti, adaleti ve hukuki düzeni birbirinin alternatifi değil tamamlayıcısı olarak görmek.

Yusuf'un Planı Yetmedi, Meryem'in Empatisi de Tek Başına Yetmedi

Dükkân açıldıktan birkaç ay sonra beklenmedik bir problem çıktı.

Mal aldıkları tedarikçi, ürünleri zamanında gönderemedi.

Yusuf hemen hesap yapmaya başladı:

“Yeni tedarikçi bulacağız. Kayıp miktarını hesaplayacağız. Sözleşmedeki şartları kontrol edeceğiz.”

Meryem ise tedarikçiyi aradı.

Karşısındaki kişinin annesinin ciddi bir sağlık sorunu nedeniyle işleri aksattığını öğrendi.

Yusuf bunu duyunca ilk başta şaşırdı.

“Tamam ama bizim de zararımız var.”

“Biliyorum,” dedi Meryem. “Onun yaşadığı problemi anlamamız, bizim hakkımızdan vazgeçmemiz anlamına gelmez.”

Yusuf bir süre düşündü.

Sonra şöyle dedi:

“Yani hem hakkımızı koruyacağız hem de karşı tarafın durumunu dikkate alacağız.”

“Evet.”

Bu olay ikisine de önemli bir şey öğretti.

Muâmelâtın amacı yalnızca işlemleri mekanikleştirmek değildir.

Hukuk vardır, fakat hukuk ilişkilerin içinde yaşayan insanlarla ilgilidir.

Adalet vardır, fakat adalet yalnızca matematiksel bir hesap değildir.

Merhamet vardır, fakat merhamet başkasının hakkını yok saymak anlamına da gelmez.

Bu denge, muâmelât kavramını sadece “ticaret kuralları” olarak görmekten çok daha geniş bir perspektif sunar.

Kadın-Erkek Meselesini Klişelerin Dışına Çıkarmak

Hikâyedeki Yusuf ve Meryem'in farklı yaklaşımları özellikle dikkat çekiciydi.

Fakat burada kolay bir klişeye düşmemek gerekiyor.

“Erkekler akılcıdır, kadınlar duygusaldır.” demek hem insan çeşitliliğini küçümser hem de hikâyenin asıl mesajını bozar.

Yusuf'un stratejik olması erkek olduğu için değildi.

Meryem'in insan ilişkilerine dikkat etmesi de kadın olduğu için değildi.

Onların farklı bakış açıları, karakterlerinin ve tecrübelerinin sonucuydu.

Üstelik hikâyede Meryem'in empatisi onu “duygusal ve pasif” bir karaktere dönüştürmüyordu. Tam tersine, karşı tarafın şartlarını anlaması daha güçlü bir müzakere yapmasını sağlıyordu.

Yusuf'un stratejik yaklaşımı da onu “duygusuz” yapmıyordu. O da zamanla sadece hesap yapmanın yeterli olmadığını öğreniyordu.
 
Üst