SİTEMİZ İLE İSİM BENZERLİĞİ OLAN MESAJLAR ALIRSANIZ LÜTFEN İTİBAR ETMEYİNİZ, BİZİMLE ALAKASI YOKTUR. DOLANDIRICI SİTE OLDUĞU KESİNDİR LÜTFEN ŞİKAYET EDİNİZ. BİZ BİR FORUM SİTESİYİZ HİÇBİR ALAKAMIZ OLMADIĞINI BİLDİRİRİZ. WHATSAPP HATTIMIZA GELEN UYARILARA İSTİNADEN BU BİLDİRİMİ YAYINLAMAK ZORUNDA KALDIK.

Satış fiyatı neye göre belirlenir ?

Duru

New member
Satış Fiyatının Belirlenme Süreci: Bir Hikaye Üzerinden Düşünceler

Bir sabah kahvemi yudumlarken, eski bir dostumun yazdığı bir hikaye aklıma geldi. Kendisi iş dünyasında oldukça deneyimliydi ve bir gün satış fiyatlarının nasıl belirlendiğine dair düşündüklerini paylaştığı bir yazı yazmıştı. Hikayeyi okurken, aslında bu sorunun öyle basit bir cevabı olmadığını fark ettim. Hem tarihsel hem de toplumsal açıdan farklı bakış açılarına sahip bir konu olduğundan, herkesin çözümüne katkıda bulunabileceği yönler vardı. O yazıdan sonra, satış fiyatı belirleme sürecini daha derinlemesine anlamak istedim.

Bir göz atın, belki siz de benim gibi yeni bir bakış açısı kazanırsınız.

Hikayemizin Kahramanları: Ayşe ve Burak

Bir iş toplantısında tanıştım Ayşe ve Burak ile. İki farklı bakış açısına sahip bu iki karakter, iş dünyasında satış fiyatının nasıl belirlenmesi gerektiği konusunda fikir birliğine varmaya çalışıyordu. Ayşe, küçük bir butik sahibi, Burak ise büyük bir teknoloji şirketinde strateji departmanında çalışan bir profesyoneldi.

İlk başta birbirlerine ne kadar zıt olduklarını fark ettim. Ayşe, müşteriyle kurduğu ilişkilerle işini yürüten, içsel değerlerine ve empatisine oldukça bağlı bir kadındı. Burak ise rakamlar ve stratejiyle iş yapan, çözüm odaklı, analizlere dayalı bir yaklaşımdı. İkisi de aynı soruya farklı açılardan yaklaşıyorlardı: “Satış fiyatı nasıl belirlenir?”

Ayşe’nin İlişkisel Yaklaşımı

Ayşe, bir akşam dükkanında müşteriyle yaptığı sohbeti anlattı. Bir gün, mağazasına giren bir müşteri uzun süre kalmış ve sonunda bir elbise almıştı. Ayşe'nin de en çok sevdiği şey, müşterilerine yalnızca ürün satmak değil, aynı zamanda onların ihtiyaçlarını anlamak ve onlarla bir bağ kurmaktı. “Satış fiyatı, ürünün müşteriye sağladığı değeri de yansıtmalı” diyordu Ayşe. "Bir ürün sadece malzeme maliyeti kadar değerli değil; onu kullanacak olan kişinin hayatındaki yerini düşünmelisiniz. Bir elbise, bir kadının özgüvenini artırabilir. Ya da bir takı, bir erkeğin kendini özel hissetmesini sağlayabilir."

Burada, fiyat belirleme sürecinin yalnızca üretim maliyetlerinden ibaret olmadığını anlatmaya çalışıyordu. Ayşe, değer odaklı bir yaklaşım benimsediği için, fiyat belirlemede empati ve müşteriyle kurduğu ilişkiyi göz önünde bulunduruyordu. Peki ya gerçekten sadece bu değer, fiyatı belirlemek için yeterli mi? Müşterinin ne hissettiği çok önemli olsa da, ürünün toplumsal bağlamı ve tarihsel önemi de işin içine girmeli mi?

Burak’ın Stratejik Yaklaşımı

Burak’ın yaklaşımı çok daha analitikti. “Satış fiyatı, tamamen maliyetler, pazar araştırması ve rekabet ortamına dayalı olmalı” diyordu. Burak, her ürünün belirli bir hedef kitleye yönelik olması gerektiğini ve bunun üzerinden fiyatlama yapılması gerektiğini savunuyordu. Yani, fiyatın belirlenmesinde müşteriyle kurulan duygusal bağdan çok, objektif veriler ve pazar analizleri önemliydi. Bu yaklaşım, daha çok büyük şirketlerin ve markaların benimsediği bir stratejiydi.

“Bir teknolojik cihazın fiyatı, o cihazın üretim maliyetlerinin yanı sıra, aynı zamanda o ürünün inovatif özelliklerine ve tüketicinin o özelliklere ne kadar değer vereceğine göre belirlenmeli” diyordu. Burak, satış fiyatının sadece maliyet + kar olarak hesaplanması gerektiğini savunuyor, ama bir noktada da pazarın tepkilerini gözlemleyerek strateji belirlemeyi ön plana çıkarıyordu.

Bu stratejik yaklaşımda ise, ürünün kalitesi ve müşteri sadakati genellikle ikinci planda kalıyordu. Peki bu durumda, müşteri deneyimi ve ilişkileri tamamen göz ardı mı ediliyordu? Ayşe, “Müşteri sadakati ve değeri uzun vadeli sonuçlar doğurur,” diyerek karşılık verdi. Burak, bu düşünceye katılmakla birlikte, “Ama kısa vadede pazar payı ve rekabet avantajı daha önemli,” diyordu.

Tarihsel ve Toplumsal Yönler: Fiyat Belirleme Sürecinin Evrimi

Ayşe ve Burak’ın bakış açıları farklıydı ama aslında her ikisi de bir noktada haklıydı. Satış fiyatı belirleme süreci, sadece günümüzün pazar ekonomisiyle ilgili değil, aynı zamanda tarihsel ve toplumsal faktörlerle de şekillenmişti. Eskiden, fiyatlar genellikle arz ve talebe dayanıyordu. Ancak sanayi devrimi ve sonrasında, üretim süreçlerinin verimliliği artınca fiyatlar daha stratejik hale geldi. Üreticiler artık yalnızca maliyetleri dikkate almanın ötesine geçip, pazarın ne kadar değerli olduğu ve ürünlerin ne kadar talep gördüğü gibi faktörleri de göz önünde bulunduruyorlardı.

Bugün, fiyat belirleme sürecinde toplumsal değerler, etnik köken, kültürel algılar gibi unsurlar da etkili oluyor. Örneğin, organik ürünler genellikle daha yüksek fiyatlarla satılıyor, çünkü hem çevreye duyarlı bir üretim sürecini temsil ediyor hem de toplumsal bir değer taşıyor. Diğer taraftan, lüks markalar, sadece malzeme ve üretim değil, aynı zamanda prestij ve imaj yaratma üzerinden de fiyatlarını belirliyorlar.

Sonuç: Empati ve Strateji Arasında Bir Denge

Sonuç olarak, Ayşe ve Burak’ın farklı yaklaşımlarının da altını çizdiği gibi, satış fiyatı belirleme süreci yalnızca maliyet hesaplamasıyla ilgili değil. Fiyat, ürünün sunduğu değer, müşteriyle kurulan ilişki, pazar dinamikleri, toplumsal ve kültürel etkiler gibi birçok faktörün bir arada değerlendirildiği dinamik bir süreç. Belki de her iki yaklaşımda da bir tutam empati ve strateji bulunmalı.

Sizce, satış fiyatı belirlerken hangi faktörler ön planda olmalı? Bu konuda deneyimleriniz neler?